19 Eylül 2007 Çarşamba

7 yıllık arabama veda ederken

Onu ilk gördüğümde benim arabam olduğunu anlamıştım. 2000 yılının temmuz ayıydı çok iyi hatırlıyorum. Doğumgünümün sabahı 4'te bizim yazlığın kapısının önüne geldi, daha önce verilen tüyolardan sanırım, onu görür görmez "Bu parlak kırmızı Fiat Uno sabah kahvaltısında bana hediye edilecek" demiştim. Hatta babam arabanın kapılarını kilitlemeyi unutmuş açık bırakmıştı, ben de o gece sabaha karşı daha bana hediye edilmeden çalınacak diye korkudan uyuyamamıştım.

Onunla sayısız yaşanmışlıklarımız var. 2000 yılından beri yurtdışı gezilerim hariç nereye gitsem beni takip ediyor. ODTÜ'de, İstanbul'daki ızdırap dolu iş hayatımda, gittiğim tatillerde yaptığım haftasonu kaçamaklarında sürekli benimleydi, kahrımı çekti, yüzlerce sırrımı tuttu, adeta yaşamımın bir parçası oldu.

Geçen cumartesi günü onunla Taksim'de bir geceye doğru akarken ön panelinden ateşler ve dumanlar çıkmaya başladı. Arabam artık bakımsızlığına isyan etmiş ve bırak artık beni demişti. Zar zor yangın söndürücüyle ateşi söndürüp cayır cayır yanmasını engelleyebildim. Onu çekiciye bindirirken belki ona karşı son görevimi yapıyordum çünkü artık onu satmam ve hayatın kaçınılmaz kuralını uygulamam gerek: Eskiyeni bırakıp yenisini almam gerek..

1 yorum:

Dr.Nostalgia dedi ki...

gecmisler olsun :( Güzeldi kırmızı araban.